| | | | |
 

 

ULUSLARARASI DİYABET SİTELERİ

- ADA
- IDF
- Diabetes Mall
- Children with DIABETES
- Insulin Pumpers
- Food and Nutrition Data
- Insulin Pump Therapy
- About Insulin Pump Therapy
- Pump Girls
- www.pump-planet.com
- Çocuk Endokrin ve Diyabet Derneği
 


 


 


 
 
10.04.2008 tarihinden itibaren ziyaretçi sayısı:

DİYABET EĞİTİMİ

DİYABET BÜLTENİ

HACETTEPE
EĞİTİM DİZİSİ

e-bulten

e_bulten

e-bulten


E-BÜLTEN 6

Diyabet ve depresyon

Kış ayları, gri günlerin yaşandığı bir zaman dilimi olarak hissedilir. Çoğu kimseler için bu gri günler kederli, sıkıntılı hislere neden olur. Bu kederli düşünceler ilkbaharın gelmesiyle kaybolur. Kimileri için ise bu depresif hal geçmek bilmez ve onların diyabet kontrollerini bozar. Bazen de diyabet depresyonlarını etkiler.

Tip 2 diyabetli bireyler depresyona 2 kat daha sık yakalanırken, depresyonu olan bireylerde tip 2 diyabet görülme sıklığı da 2 kat artmıştır. Diyabetli bireyler diyabetin maliyetinden, muhtemel uzun süreli komplikasyon risklerinden ve bu komplikasyonların aile ve iş hayatını etkilemesinden dolayı üzüntü duyarlar. Benzer şekilde depresyon kişinin aktivitesini kısıtlar, diyet alışkanlıklarını değiştirir ve tip 2 diyabet oluşma riskini arttırır. Depresyon diyabet gibi tanı konulamadan yıllarca sürüp gidebilen ciddi bir tıbbi problemdir. Neyse ki ilaçla, psikoterapi veya ikisinin kombinasyonu ile tedavi edilebilir. Depresyonu kendiniz veya sizi seven bir yakınınız ustaca farkedebilirsiniz. Fakat eğer semptomlar iki haftadan uzun sürerse doktorunuzdan destek isteyiniz. Aşağıdaki depresyon semptomları sıralanmıştır.

- Uyku düzeninin bozulması
- Zevk aldığınız aktivitelere ilgisizlik olması
- Çok ya da az yemek yemeye başlama, kilo değişiklikleri
- Günboyu yorgun hissetmek
- Güne ümitsiz ve üzüntülü başlamak
- Konsantrasyon kaybı, can sıkıcı durgunluk hali
- Şüpheci ve sinirli davranışlar
- Kendini değersiz hissetme
- Kendini suçlu hissetme

Eğer siz veya bir sevdiğiniz diyabetli ise depresyonun erken semptomlarının farkedilmesi önem taşır. Çünkü depresyon diyabetlinin rutin takibini etkileyen bir durumdur. Eğre üzüntülü haliniz karla beraber eriyip gidiyorsa, bu ilkbaharın habercisi olabilir. Dolayısıyla mental durumunuzu değerlendirip ilkbahara hazır olup olmadığınızı kontrol edin. Harekete geçin ve aktivitenizi arttırın. Bu normale dönmenize yardımcı olacaktır.

Pankreasta yeni kök hücreleri keşfedildi

İnsülin vücudun birincil enerji kaynağı olan glukozun hücre içine alınarak kullanılabilmesi için gerekli bir hormondur. Tip 1 diyabetli hastalarda kan şekerinin yükselme sebebi pankreas beta hücre sayısının harabiyeti ve bu hücrelerden yeterli insülin yapılamamasıdır.

Araştırmacılar, pankreasın insülin üretimi yapabilecek beta hücrelerine dönüşme kapasitesi olan kök hücrelerini barındırdığını keşfetmişlerdir. Cell dergisinde araştırmacıların bildirdiğine göre, eğer deneysel olarak erişkin farelerde bulunan sonuçlar insanlara uyarlanabilirse, diyabet tedavisinde hedef yeni bulunan öncül hücrelerden tedavi edici beta hücre üretimi olacaktır. Bu erişkin öncül hücrelerin ilginç bir yanı da bu hücrelerin embriyonik öncül beta hücrelerden ayırtedilememesidir. Yapıları ve gen ekspresyonları arasında önemli farklılıklar saptanamamıştır. Görünüş ve davranış olarak embriyonik öncül beta hücrelerine çok benzemektedirler.

Daha önce yapılan çalışmalarda doğumdan sonra pancreasta hakiki beta hücre öncüllerinin varlığı gösterilememişti.

Yeni bir çalışmada Heimberg ve arkadaşları pankreasın sindirim enzimlerini taşıyan kanalı bağladıklarında meydana gelen hasar sonrası iki hafta içinde beta hücre sayısının iki katına çıktığını göstermişlerdir. Ayrıca bu deney hayvanlarında insülin üretiminin de arttığını göstermişlerdir. Bu bulguların yeni yapılan beta hücrelerinin işlev gördüğünün kanıtı olduğu düşünülmektedir. Heimberg rejenerasyon olayının enzimlerin birikimi sonrası pankreasta başlayan inflamatuvar cevapla tetiklendiğini öne sürmüştür. Ayrıca yeni pankreatik beta hücrelerinin yapımından sorumlu genin aynı zamanda pankreasın embriyonik gelişiminde de rolü olan Neurogenin 3 (Ngn3) geni olduğu belirtilmektedir.

Heimberg bundan sonra en önemli amaçlarının bu bulguların diyabetik olgulardaki geçerliliği hakkında fikir yürütmek olduğunu söylemektedir. Böylece bu öncül hücrelerin kullanılmasıyla elde edilecek beta hücrelerinin diabetli hastalara nakli ile diyabet için bir tedavi seçeneği olabileceğini ileri sürmüştür.

FDA yeni Devamlı Ciltaltı Glukoz Monitorizasyon Sistemini (CGMS) onaylıyor.

CGMS ciltaltına yerleştiren bir sensör aracılığıyla kan şekerini sürekli ölçen bir sistemdir. Cihaz küçük hafif ve hastanın günlük ativitesini kısıtlamıyor. Ayrıca gün içinde her türlü fiziksel aktivite (iş, spor, uyku vs...) esnasında ölçüm yaparak kayder. Üç günlük periyotlarla yapılan ölçümlerin kayıtlarını alan hasta bu kayıtları doktoruna götürdüğünde veriler indirilerek son 3 gün içindeki kan şekeri takipleri görülebilmektedir. Bu metot şeker ölçüm çubukları ve HbA1c ile yapılan takiplere göre daha hassas olup bu metotlarla yapılan takibin eksik ve yetersiz yönlerini tamamlamaktadır. Pratik bir metotdur. Her hasta grubuna uygundur. Özellikle kan şekeri takipleri dalgalı seyreden, sık hipoglisemileri olan hastalarda veya diyabetli olup gebe kalan hastaların takibinde oldukça hassas, kolay ve güvenilir bir metotdur.

Hamburger, kızartma ve diet kolanın sonuçları

Orta yaş grubu erişkinlerden hergün düzenli olarak öğlen veya akşam yemeğinde double burger, kızartma ve diyet kola yiyip içenler, kırmızı eti haftalık diyetlerinde 2 porsiyonla sınırlı tutanlara göre metabolik sendrom risklerini %25 oranında arttırmış olurlar. Ancak orta yaş gurubunda yaklaşık 10000 Amerikalı’nın diyet alışkanlıklarını inceleyen Lyn M Steffen, sağlıklı beslenmenin tek başına metabolik sendrom olasılığını azaltmadığını belirtmektedir. Dr. Steffen 9 yıl süren ateroskleroz risk faktörlerini belirleyen 3782 bireyin katıldığı araştırmasında metabolik sendromun tanımlaması için en az 3 veya daha fazla risk faktörünün olması gerektiğini göstermiştir.

Daha önce gıda maddeleri ile kardiyovaskular hastalık risk faktörlerini tespit eden çalışmaların aksine bu çalışmada spesifik olarak gıda alımı incelenmiştir. Araştırmacılar önceden tayin edilen 66 çeşit gıda maddesinin 3 yıllık dönemde ne sıklıkta tüketildiğini sorgulayan bir anket formu hazırlamışlar. Bu sorulara verilen cevaplara göre bireyler batılı tarzı diyet ve sağlıklı diyet alanlar olmak üzere 2 kategoriye ayrılmışlar. Batılı tipi diyet, yüksek miktarda öğütülmüş hububat, işlenmiş et, kızarmış besinler, kırmızı et, yumurta ve kola içeren, az yağlı süt ürünleri, sebze ve meyveleri az tüketen diyet ve beslenme tarzı olarak kabul edilmiştir. Buna karşılık sağlıklı diyet tarzı ise sebze, meyve, balık ve deniz ürünleri, tavuk eti ve ürünleri, öğütülmemiş hububat ve düşük yağ içerikli diyet ürünlerinden oluşan bir diyet tarzı olarak kabul edilmiştir.

Araştırmanın başladığı yıllarda araştırmaya katılan bireyler 45-65 yaş grubu kilo almaya meyilli bireylermiş. Demografik verilerin metabolik sendrom ile ilişkisine bakıldığında sigara, fiziksel aktivite ve kalori alımı ile batılı tipi diyetle beslenme metabolik sendrom görülmesiyle ters orantılı bulunmuştur. Gıdalarla ilişkisine bakıldığında ise et, kızartmalar ve diyet soda metabolik sendrom riskini arttıran gıdalar, yoğurt, az yağlı süt gibi süt ürünleri ise metabolik sendrom riskini azaltan gıdalar olarak bulunmuştur.

Bilinenin aksine normal kola metabolik sendrom sıklığını arttırmamıştır. Diyet sodalarda olduğu gibi suni tatlandırıcılar içeren diyet ürünleri kilo alımını kolaylaştırarak metabolik sendrom riskini arttırır.

Bu çalışmada beklenmedik bir şekilde sağlıklı diyet (meyve, sebze ve öğütülmemiş tahılları içeren) ve düşük yağ içerikli diyet ürünleri metabolik sendrom riskini azaltmamıştır. Halbu ki diğer çalışmalarda gösterildiği gibi burada da bu ürünlerin faydalı olması bekleniyormuş.

Sonuç olarak bu çalışma kırmızı et, kızarmış gıdalar ve tatlandırılmış diyet ürünlerinin metabolik sendrom riskini arttırdığını göstermiştir.

Diyet ürünlerdeki tatlandırıcılar kilo alımını kolaylaştırır.

Bu durum bilinenin aksini yansıtmaktadır. Ama diyet kola ve diğer diyet ürünlerinde şeker yerine kalorisiz tatlandırıcıların kullanılması kilo kontrolunu güçleştirmektedir (hayvan deneyi).

Yapılan bir araştırmada şekerle ( 1 çay kaşığı miktarında 15 kalori içeren çay şekeri) tatlandırılmış yoğurtla beslenen bir deney hayvanı ile kalori içermeyen diyet tatlandırıcılarla tatlandırılmış yoğurtla beslenen başka bir hayvan karşılaştırıldığında, ikincisinin daha çok kilo aldığı, vücut yağ oranının ise daha fazla olduğu gösterilmiştir. Araştırmacılar bunu tatlandırıcıların vücutta doyma hissini uyarmadıklarından daha fazla gıda ve kalori alımına neden olmasıyla açıklamışlardır.

Ancak insanlarda yapılan çalışmalar bu sonuçları tam olarak desteklememektedir. Çünkü insanlarda kullanılan tatlandırıcılar çeşitlidir. Dolayısıyla tatlandırıcılı gıdalar kullanan bireylerde kilo takiplerinin farklı olması beklenen bir şey olabilir.

Eski E-Bültenler

- E-Bülten 5
- E-Bülten 4
- E-Bülten 3
- E-Bülten 2 (Ekim 2007)
- E-Bülten 1 (Haziran 2007)
Bu site Hacettepe Üniversitesi Pediatrik Endokrinoloji Ünitesi tarafından hazırlanmaktadır.
e_bülten eğitim HÜ Eğitim Dizisi